déconseillerdémence
déconseillerdémence
déconseiller[v]

tavsiye etmemek,karşı çıkmak

décontenancer[v]

şaşırtmak,tedirgin etmek

décontracté[adj]

rahat,sakin

déconvenue[n]
décor[n]

dekor,set

décoratif[adj]

dekoratif,süsleyici

décoration[n]

iç dekorasyon,iç mekan dekorasyonu

décorer[v]

süslemek,dekore etmek

découper[v]

kesmek,parçalamak

découragé[adj]

cesareti kırılmış,motive olmayan

découragement[n]

cesaret kırılması,moral bozukluğu

décourager[v]

cesaretini kırmak,moralini bozmak

découvert[n][adj]

kredi limiti aşımı,kredi fazlası • açık,örtüsüz

découverte[n]

keşif,buluş

découvrir[v]

keşfetmek,bulmak

décrasser[v]
décret[n]
décrire[v]

tanımlamak,açıklamak

décrochage[n]
décrocher[v]

ahizeyi kaldırmak,telefonu açmak

déçu[adj]

hayal kırıklığına uğramış

décupler[v]
dédain[n]

küçümseme,hor görme

dédicace[n]

ithaf,adanmış yazı

dédicacer[v]

imzalamak,ithaf etmek

dédier[v]
dédoubler[v]
déduire[v]

çıkarmak,sonuç çıkarmak

défaillance[n]
défaire[v]

çözmek,sökmek

défaite[n]

yenilgi,mağlubiyet

défaut[n]

kusur,eksiklik

défavorable[adj]
défavorisé[adj]

dezavantajlı,yoksun

défectueux[adj]

kusurlu,hatalı

défendre[v]

savunmak,korumak

défense[n]

savunma,defans

défenseur[n]
déférence[n]
défi[n]
défilé[n]
défilé de mode[n]

moda defilesi,moda şovu

défiler[v]

geçit töreni yapmak,resmi geçit yapmak

définitif[adj]
définition[n]
déflagration[n]
déforestation[n]

orman tahribi,orman yok etme

défroisseur vapeur[n]

buharlı ütü,buharlı kıyafet düzleştirici

dégagé[adj]

açık,berrak

dégager[v]

temizlemek,serbest bırakmak

dégât[n]

hasar,zarar

dégingandé[adj]
déglacer[v]
dégonfler[v]

söndürmek,havasını almak

dégoût[n]

iğrenme,tiksinti

dégradation[n]

bozulma,yıpranma

dégradé[n]

gradyan,renk geçişi

dégrader[v]

indirgemek,rütbesini düşürmek

dégraisser[v]
degré[n]

derece,seviye

dégringoler[v]
déguisement[n]

kostüm,giysi

déguiser[v]

kılık değiştirmek,gizlenmek

dégustateur[n]

tatmancı,degüstatör

dégustation[n]
dégustation du vin[n]

şarap tadımı,şarap degüstasyonu

déjeuner[v][n]

öğle yemeği yemek,öğle yemeği yemek • öğle yemeği,öğlen yemeği

délabré[adj]

harap,bakımsız

délai[n]

süre,vade

délaisser[v]
délecter[v]
délégation[n]

delegasyon,heyet

déléguer[v]
délibération[n]
délicatesse[n]

naziklik,incelik

délice[n]

zevk,keyif

délicieux[adj]

lezzetli,nefis

délinquance[n]

suçluluk,suç işleme

délire[n]

coşku,heyecan

délirer[v]

sayıklamak,hezeyan etmek

délit[n]

suç,kabahat

délocalisation[n]
déloyal[adj]
demain[adv]

yarın

demande[n]

talep,istek

demande d'ami[n]

arkadaşlık isteği,dostluk talebi

demander[v]

sormak,rica etmek

demander en mariage[phrase]
demandeur d'asile[n]
demandeur d'emploi[n]

iş arayan,iş talep eden

démangeaison[n]

kaşıntı,kaşınma

démanger[v]

kaşınmak,kaşıntı yapmak

démanteler[v]
démarche[n]

yaklaşım,yöntem

démarrer[v]

başlatmak,başlamak

démêler[v]
déménagement[n]
déménager[v]

taşınmak,nakletmek

déménageur[n]
démence[n]

demans,bunama

LanGeek
Uygulamayı İndir