Ara
to eventuate
01
meydana gelmek
to take place as an outcome
Intransitive
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
türemiş
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
eventuate
3. tekil kişi
eventuates
şimdiki zaman ortacı
eventuating
basit geçmiş zaman
eventuated
geçmiş zaman ortacı
eventuated
Örnekler
A new strategy eventuated from the team's brainstorming session.
Takımın beyin fırtınası oturumundan yeni bir strateji ortaya çıktı.
02
sonuçlanmak, netice vermek
to result in a particular outcome
Intransitive: to eventuate in sth
Örnekler
Poor planning and lack of communication eventuated in the project's failure.
Zayıf planlama ve iletişim eksikliği, projenin başarısızlıkla sonuçlandı.



























