Ara
to blur
01
bulanıklaştırmak, netliğini azaltmak
to make something appear less clear or distinct
Transitive: to blur an image
Örnekler
The rain on the windowpane began to blur the view of the street.
Penceredeki yağmur, sokak manzarasını bulanıklaştırmaya başladı.
02
bulanıklaştırmak, netliğini bozmak
to cause imperfection or distortion in vision
Transitive: to blur one's vision
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
blur
3. tekil kişi
blurs
şimdiki zaman ortacı
blurring
basit geçmiş zaman
blurred
geçmiş zaman ortacı
blurred
Örnekler
The sun 's glare reflecting off the snow blurred the skier's vision.
Kardan yansıyan güneş ışığı, kayakçının görüşünü bulandırdı.
03
bulandırmak, puslu hale getirmek
to render unclear or obscure
Transitive: to blur one's senses or mind
Örnekler
His emotions were so intense that they blurred his ability to think logically.
Duyguları o kadar yoğundu ki mantıklı düşünme yeteneğini bulandırdı.
04
bulanıklaşmak, netliğini kaybetmek
to appear less clear or distinct
Intransitive
Örnekler
The rain pelted against the window, causing the view outside to blur into a watery haze.
Yağmur pencereye şiddetle vurdu, dışarıdaki manzaranın sulu bir pus içinde bulanıklaşmasına neden oldu.
05
bulanıklaştırmak, lekelemek
to obscure something by smudging or smearing
Transitive: to blur sth
Örnekler
She accidentally blurred the ink on the document, rendering it illegible and unrecognizable.
Yanlışlıkla belgedeki mürekkebi bulandırdı, bu da onu okunamaz ve tanınmaz hale getirdi.
Blur
01
bulanıklık, flu görüntü
a hazy or indistinct representation
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
soyut
biçimbilimsel yapı
basit
sayılabilir
çoğul biçim
blurs



























