Ara
to incline
01
eğilim göstermek, meyilli olmak
to have a positive or favorable inclination or willingness towards a particular action, idea, or person
Transitive: to incline to do sth
Örnekler
After reviewing the details, she inclined to support the new policy.
Detayları inceledikten sonra, yeni politikayı desteklemeye eğilimli oldu.
02
eğilmek, meyil etmek
to slope, lean, or be positioned at a slant or incline
Intransitive: to incline | to incline to a direction
Örnekler
The hill inclines steeply, making it a challenging climb for hikers.
Tepe dik bir şekilde eğimlidir, bu da yürüyüşçüler için zorlu bir tırmanış yapar.
03
eğilim göstermek, yatkınlaştırmak
to influence or persuade someone to be more willing or likely to do a particular action or hold a certain belief
Ditransitive: to incline sb to do sth
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
incline
3. tekil kişi
inclines
şimdiki zaman ortacı
inclining
basit geçmiş zaman
inclined
geçmiş zaman ortacı
inclined
Örnekler
His natural charisma inclined people to trust him, making him an effective leader.
Doğal karizması, insanları ona güvenmeye eğilimli hale getiriyordu, bu da onu etkili bir lider yapıyordu.
04
eğmek
to bend one's head downward, particularly as an act of agreement, greeting, etc.
Transitive: to incline one's head
Örnekler
Upon receiving the prestigious award, she inclined her head in humble acknowledgment of the honor.
Prestijli ödülü aldığında, onurun mütevazı bir şekilde kabulü olarak başını eğdi.
Incline
01
eğim, eğik düzlem
an inclined surface connecting two levels
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
cansız
biçimbilimsel yapı
bileşik
sayılabilir
çoğul biçim
inclines
02
eğim, yokuş
an elevated geological formation
Leksikal Ağaç
disincline
inclination
inclined
incline



























