busy
Pronunciation
/ˈbɪzi/

"busy"kelimesinin İngilizce tanımı ve anlamı

busy
01

meşgul

having so many things to do in a way that leaves not much free time
busy definition and meaning
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
niteliksel
üstünlük derecesi
busiest
karşılaştırma derecesi
busier
derecelendirilebilir
Örnekler
As a small business owner, Mark is always busy with managing orders, inventory, and customer inquiries.
Küçük bir işletme sahibi olarak Mark, siparişleri, envanteri ve müşteri sorularını yönetmekle her zaman meşgul.
02

meşgul

(of a phone line) engaged in a call, meaning no new calls can be connected at that time
Dialectamerican flagAmerican
engagedbritish flagBritish
busy definition and meaning
Örnekler
They were frustrated by the busy lines on the day of the event.
Etkinlik günü meşgul hatlardan dolayı hayal kırıklığına uğramışlardı.
03

meşgul

(of a place) full of activity or people
Örnekler
The park was busy on the weekend, filled with families and kids playing.
Park hafta sonu kalabalıktı, aileler ve oynayan çocuklarla doluydu.
04

küçük ve birbiriyle ilgisiz ayrıntılarla dolu

overly detailed, cluttered, or visually complex
Örnekler
A busy pattern distracted from the text.
Aşırı detaylı bir desen metinden dikkati dağıttı.
05

müdahaleci, bunaltıcı

intrusive, meddling, or offensively interfering
Örnekler
She found his busy behavior irritating.
Onun meşgul davranışını sinir bozucu buldu.
to busy
01

meşgul olmak, uğraşmak

to occupy oneself with tasks or activities
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
busy
3. tekil kişi
busies
şimdiki zaman ortacı
busying
basit geçmiş zaman
busied
geçmiş zaman ortacı
busied
Örnekler
He busied himself organizing the files.
Kendini dosyaları düzenleyerek meşgul etti.
LanGeek
Uygulamayı İndir
langeek application

Download Mobile App

App Store