busy
bu
ˈbɪ
bi
sy
zi
zi
bushybustybusby

"busy"kelimesinin İngilizce tanımı ve anlamı

busy
01

meşgul

having so many things to do in a way that leaves not much free time 
busy definition and meaning
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
niteliksel
üstünlük derecesi
busiest
karşılaştırma derecesi
busier
derecelendirilebilir
Örnekler
As a student, Jenny is always busy with assignments, exams, and extracurricular activities. 

Bir öğrenci olarak, Jenny her zaman ödevler, sınavlar ve ders dışı etkinliklerle meşguldür.

02

meşgul

(of a phone line) engaged in a call, meaning no new calls can be connected at that time 
Dialectamerican flagAmerican
engagedbritish flagBritish
busy definition and meaning
Örnekler
She kept getting a busy signal when she tried to call her friend. 

Arkadaşını aramaya çalıştığında sürekli meşgul sinyali alıyordu.

03

meşgul

(of a place) full of activity or people 
Örnekler
The market was busy with shoppers looking for fresh produce. 

Pazar, taze ürün arayan alıcılarla yoğundu.

04

küçük ve birbiriyle ilgisiz ayrıntılarla dolu

overly detailed, cluttered, or visually complex 
Örnekler
The wallpaper was too busy for the small room. 

Duvar kağıdı küçük oda için fazla karmaşık idi.

05

müdahaleci, bunaltıcı

intrusive, meddling, or offensively interfering 
Örnekler
A busy neighbor complained about every minor issue. 

Müdahaleci bir komşu her küçük sorundan şikayet etti.

to busy
01

meşgul olmak, uğraşmak

to occupy oneself with tasks or activities 
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
busy
3. tekil kişi
busies
şimdiki zaman ortacı
busying
basit geçmiş zaman
busied
geçmiş zaman ortacı
busied
Örnekler
She busied herself with cleaning the kitchen. 

Kendini mutfağı temizlemekle meşgul etti.

LanGeek
Uygulamayı İndir
langeek application

Download Mobile App

App Store