Ara
to belie
01
yalanlamak, aksini göstermek
to fail to live up to a claim, promise, or expectation
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
belie
3. tekil kişi
belies
şimdiki zaman ortacı
belying
basit geçmiş zaman
belied
geçmiş zaman ortacı
belied
Örnekler
His dismal sales figures belied his claim of industry-leading performance.
Onun iç karartıcı satış rakamları, sektör lideri performans iddiasını yalanlıyordu.
02
yanlış temsil etmek, bir şey hakkında yanlış fikir vermek
to create an impression of something or someone that is false
Örnekler
His calm demeanor belies the stress he is feeling inside.
Sakin tavırları, içinde hissettiği stresi yalanlıyor.



























