Ara
to belie
01
yalanlamak, aksini göstermek
to fail to live up to a claim, promise, or expectation
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
belie
3. tekil kişi
belies
şimdiki zaman ortacı
belying
basit geçmiş zaman
belied
geçmiş zaman ortacı
belied
Örnekler
Her cheerful demeanor belied her earlier vow that she would never forgive him.
Neşeli tavrı, onu asla affetmeyeceğine dair önceki yeminini yalanlıyordu.
02
yanlış temsil etmek, bir şey hakkında yanlış fikir vermek
to create an impression of something or someone that is false
Örnekler
His confident speech belied the uncertainty he was experiencing about the project.
Onun kendinden emin konuşması, proje hakkında yaşadığı belirsizliği yalanladı.



























