Ara
to smear
01
sürmek, bulaştırmak
to spread a substance over a surface in a messy or uneven manner
Transitive: to smear a substance across a surface | to smear a substance on a surface
Örnekler
She smeared lipstick on her lips without using a mirror, resulting in uneven application.
O, bir ayna kullanmadan dudaklarına ruj sürdü, bu da düzensiz bir uygulamayla sonuçlandı.
02
karalamak, iftira atmak
to tarnish someone's reputation with unfounded or malicious claims
Transitive: to smear a person or their reputation
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
smear
3. tekil kişi
smears
şimdiki zaman ortacı
smearing
basit geçmiş zaman
smeared
geçmiş zaman ortacı
smeared
Örnekler
The journalist faced a defamation lawsuit after attempting to smear the CEO with unsubstantiated claims.
Gazeteci, temelsiz iddialarla CEO'nun itibarını karalamaya çalıştıktan sonra bir iftira davasıyla karşı karşıya kaldı.
03
sürmek, bulaştırmak
to spread a dirty or unclean substance over a surface, resulting in a stain or discoloration
Transitive: to smear a surface | to smear a surface with a dirty substance
Örnekler
The spilled coffee smeared the pages of the book, leaving brown stains on the paper.
Dökülen kahve kitabın sayfalarını lekeledi, kağıt üzerinde kahverengi lekeler bıraktı.
04
sürmek, ovmak
(climbing) to use the friction of one's shoe against the rock surface to gain traction and support
Intransitive
Örnekler
The climber 's technique involved delicately smearing on the tiny edges.
Tırmanıcının tekniği, küçük kenarlara nazikçe sürtünerek tırmanmayı içeriyordu.
Smear
01
leke, karalama
an act that brings discredit to the person who does it
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
soyut
biçimbilimsel yapı
bileşik
sayılabilir
çoğul biçim
smears
02
leke, kir
a blemish made by dirt
03
yayma, sürüntü
a thin tissue or blood sample spread on a glass slide and stained for cytologic examination and diagnosis under a microscope
04
karalama, iftira
slanderous defamation



























