salient
sa
ˈseɪ
sei
lient
liənt
liēnt
sapient

"salient"kelimesinin İngilizce tanımı ve anlamı

salient
01

göze çarpan

standing out due to its importance or relevance 
onaylayıcı
resmî
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
niteliksel
üstünlük derecesi
most salient
karşılaştırma derecesi
more salient
derecelendirilebilir
Örnekler
During the job interview, the candidate emphasized the salient achievements on their resume to showcase relevant experience. 

İş görüşmesi sırasında, aday ilgili deneyimi sergilemek için özgeçmişindeki belirgin başarıları vurguladı.

02

çıkıntılı, belirgin

(of an angle) extending outward from a surface or structure 
Örnekler
The fortress had salient angles to maximize defensive coverage. 

Hisar, savunma kapsamını en üst düzeye çıkarmak için çıkıntılı açılara sahipti.

03

heraldik : ön ayakları kalkık ve vücudu öne eğik olarak sıçrayan şekilde tasvir edilen, sıçrayan pozisyonda (heraldik) : ön bacakları kalkık ve gövdesi öne eğik olarak betimlenen

depicted in heraldry as a leaping figure with forelegs raised and body angled forward 
Örnekler
The lion was depicted in a salient pose on the heraldic shield. 

Aslan, hanedan kalkanında sıçrayan bir pozda tasvir edilmişti.

Salient
01

çıkıntı, ileri uç

a forward-pointing section of a military line that extends closest to enemy forces 
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
cansız
biçimbilimsel yapı
bileşik
sayılabilir
çoğul biçim
salients
Örnekler
The troops advanced toward the enemy's salient. 

Birlikler düşmanın çıkıntısına doğru ilerledi.

LanGeek
Uygulamayı İndir
langeek application

Download Mobile App

App Store