Ara
obdurate
01
inatçı, dik başlı
stubbornly refusing to change one's behavior or course, especially in doing wrong
Örnekler
She stayed obdurate, continuing her reckless spending.
O, inatçı kaldı ve pervasız harcamalarına devam etti.
02
duygusuz, katı yürekli
emotionally hardened; unmoved by pity, compassion, or tender feelings
Örnekler
The judge was obdurate, unmoved by the prisoner's tears.
Hakim inatçı idi, mahkumun gözyaşlarından etkilenmedi.



























