Ara
to glimmer
01
cansız ışık vermek
to shine softly or faintly
Intransitive
Örnekler
A single candle continued to glimmer in the dim room.
Loş odada tek bir mum parıldamaya devam etti.
Glimmer
01
bir ışıltı, bir hafif parıltı
a faint or brief flash of light, often reflected
Örnekler
The lighthouse sent a glimmer across the water.
Deniz feneri suyun üzerinden bir parıltı gönderdi.
02
bir ışıltı, bir belirti
a faint sign, hint, or vague indication of something
Örnekler
A glimmer of recognition crossed his face.
Yüzünde bir parıltı tanıma ifadesi belirdi.



























