Ara
to glimmer
01
cansız ışık vermek
to shine softly or faintly
Intransitive
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
glimmer
3. tekil kişi
glimmers
şimdiki zaman ortacı
glimmering
basit geçmiş zaman
glimmered
geçmiş zaman ortacı
glimmered
Örnekler
A single candle continued to glimmer in the dim room.
Loş odada tek bir mum parıldamaya devam etti.
Glimmer
01
bir ışıltı, bir hafif parıltı
a faint or brief flash of light, often reflected
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
cansız
biçimbilimsel yapı
basit
sayılabilir
çoğul biçim
glimmers
Örnekler
The lighthouse sent a glimmer across the water.
Deniz feneri suyun üzerinden bir parıltı gönderdi.
02
bir ışıltı, bir belirti
a faint sign, hint, or vague indication of something
Örnekler
A glimmer of recognition crossed his face.
Yüzünde bir parıltı tanıma ifadesi belirdi.



























