Ara
Glare
01
kızgın bakış
a steady and sharp stare that conveys anger, disapproval, or hostility
Örnekler
The customer ’s glare made the cashier uneasy.
Müşterinin bakışı kasiyeri rahatsız etti.
02
göz kamaştırıcı parıltı, rahatsız edici parlak ışık
a harsh, bright light that is more intense than what the eyes are used to, often causing discomfort
Örnekler
The reflective surface of the lake created a blinding glare in the afternoon.
Gölün yansıtıcı yüzeyi öğleden sonra kör edici bir parıltı yarattı.
03
kamuoyunun dikkati, ilgi odağı
a focus of public attention
to glare
01
kaşlarını çatmak, kötü bir bakış atmak
to look at someone or something with a strong and disapproving gaze, often showing anger or displeasure
Intransitive: to glare at sb
Örnekler
The teacher is glaring at the students to maintain order in the classroom.
Öğretmen, sınıfta düzeni sağlamak için öğrencilere şiddetle bakıyor.
02
göz kamaştırmak, parlamak
to shine with a harsh, bright, or dazzling light
Intransitive
Örnekler
The neon sign glared against the night sky, illuminating the street below.
Neon tabela, gece gökyüzüne karşı parıldayarak aşağıdaki sokağı aydınlatıyordu.



























