Ara
upright
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
niteliksel
üstünlük derecesi
most upright
karşılaştırma derecesi
more upright
derecelendirilebilir
Örnekler
The upright sundial only worked at solar noon.
Dik güneş saati sadece güneş öğle vaktinde çalışıyordu.
1.1
dik
(of a person) standing or sitting with a straight back
Örnekler
She maintained an upright posture during the meditation session.
Meditasyon seansı boyunca dik bir duruş sergiledi.
1.2
dik, dikey
having a vertical primary axis with height exceeding depth
Örnekler
Upright bagpipes are played seated.
Dikey gaydalar oturarak çalınır.
1.3
dikey, dik
(of devices) engineered to operate vertically
Örnekler
An upright rivet gun stabilized the weld.
Dik bir perçin tabancası kaynağı stabilize etti.
02
dürüst, namuslu
adhering to ethical principles and moral behavior
Örnekler
An upright monk disdained earthly wealth.
Dürüst bir keşiş dünyevi zenginlikleri küçümserdi.
upright
dil bilgisi bilgileri
Örnekler
The tree grew upright, reaching for the sky.
Ağaç dik büyüdü, gökyüzüne ulaştı.
Upright
01
diklik, doğruluk
the condition of standing or being positioned straight up
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
cansız
biçimbilimsel yapı
basit
sayılamaz
Örnekler
The statue was restored to its upright after the storm.
Heykel, fırtınadan sonra dik konumuna geri getirildi.
Örnekler
The scaffold 's uprights ensured stability during construction.
İskele dikmeleri, inşaat sırasında stabiliteyi sağladı.
2.1
dikme, dikey direkler
(American football) the vertical posts above the crossbar that a field goal must pass between
Örnekler
A strong wind can bend the uprights during play.
Güçlü bir rüzgâr, oyun sırasında dikmeleri bükebilir.
Leksikal Ağaç
upright
right



























