Ara
Acquaintance
01
tanıdık
a person whom one knows but is not a close friend
Örnekler
She bumped into an old acquaintance at the grocery store and exchanged pleasantries.
Markette eski bir tanıdıkla karşılaştı ve nezaket gösterilerinde bulundular.
02
tanışıklık, aşinalık
familiarity or knowledge gained about someone or something through experience or exposure
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
soyut
biçimbilimsel yapı
bileşik
sayılamaz
Örnekler
She has a broad acquaintance with classical literature.
Klasik edebiyatla geniş bir tanışıklığı vardır.
03
tanışıklık, ilişki
a social relationship that is less intimate than a friendship
Örnekler
Their connection is merely an acquaintance, not a deep friendship.
Onların bağlantısı sadece bir tanışıklık, derin bir dostluk değil.
Leksikal Ağaç
acquaintanceship
acquaintance
acquaint



























