Ara
to fumble
01
mahvetmek, berbat etmek
to ruin or make a mess of something
Örnekler
He fumbled the surprise party arrangements.
Sürpriz parti düzenlemelerini berbat etti.
02
yoklamak, el yordamıyla aramak
to search around by touch and without seeing
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
fumble
3. tekil kişi
fumbles
şimdiki zaman ortacı
fumbling
basit geçmiş zaman
fumbled
geçmiş zaman ortacı
fumbled
Örnekler
He fumbled in his pocket for the correct coin.
Doğru parayı bulmak için cebinde yokladı.
03
beceriksizce tutmak, el yordamıyla aramak
to handle or grip something clumsily or ineffectively
informal
Örnekler
The nervous student fumbled with the exam paper, hoping to recall the correct answers.
Gergin öğrenci, doğru cevapları hatırlamayı umarak sınav kağıdını beceriksizce tuttu.
04
sendeleyerek yürümek, beceriksizce hareket etmek
to move clumsily or awkwardly, often while unsure of one's path
Örnekler
He fumbled up the stairs carrying the heavy box.
Ağır kutuyu taşıyarak merdivenlerden beceriksizce çıktı.
05
düşürmek, kontrolü kaybetmek
to drop or fail to play a ball cleanly in sports, especially baseball or American football
Örnekler
She fumbled the catch but recovered quickly.
Topu beceriksizce yakaladı ama hızla toparlandı.
Fumble
01
topu düşürme
an act of dropping or failing to catch the ball properly
informal
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
soyut
biçimbilimsel yapı
bileşik
sayılabilir
çoğul biçim
fumbles
Örnekler
The coach emphasized the importance of minimizing fumbles during practice to improve their chances of winning.
Koç, kazanma şanslarını artırmak için antrenman sırasında fumbleları en aza indirmenin önemini vurguladı.



























