Ara
to fumble
01
mahvetmek, berbat etmek
to ruin or make a mess of something
Örnekler
He fumbled the project by missing the deadline.
O, son teslim tarihini kaçırarak projeyi berbat etti.
02
yoklamak, el yordamıyla aramak
to search around by touch and without seeing
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
fumble
3. tekil kişi
fumbles
şimdiki zaman ortacı
fumbling
basit geçmiş zaman
fumbled
geçmiş zaman ortacı
fumbled
Örnekler
She fumbled for her keys in the dark.
O, karanlıkta anahtarlarını yoklayarak aradı.
03
beceriksizce tutmak, el yordamıyla aramak
to handle or grip something clumsily or ineffectively
gayriresmî
Örnekler
She fumbles with the keys, struggling to unlock the door.
O, kapıyı açmaya çalışırken anahtarlarla beceriksizce uğraşıyor.
04
sendeleyerek yürümek, beceriksizce hareket etmek
to move clumsily or awkwardly, often while unsure of one's path
Örnekler
She fumbled along the icy sidewalk.
Buzlu kaldırım boyunca beceriksizce ilerliyordu.
05
düşürmek, kontrolü kaybetmek
to drop or fail to play a ball cleanly in sports, especially baseball or American football
Örnekler
The quarterback fumbled the snap.
Quarterback, snap'ı düşürdü.
Fumble
01
topu düşürme
an act of dropping or failing to catch the ball properly
gayriresmî
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
soyut
biçimbilimsel yapı
bileşik
sayılabilir
çoğul biçim
fumbles
Örnekler
His fumble in the final seconds of the game cost his team the championship.
Oyunun son saniyelerindeki fumble'ı takımına şampiyonluğa mal oldu.
Leksikal Ağaç
fumbler
fumbling
fumble



























