Ara
to delineate
01
detaylara girmek
to give an explanation in detail and with precision
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
türemiş
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
delineate
3. tekil kişi
delineates
şimdiki zaman ortacı
delineating
basit geçmiş zaman
delineated
geçmiş zaman ortacı
delineated
Örnekler
She has delineated her travel itinerary with exact timings and locations.
O, seyahat programını kesin zamanlamalar ve konumlarla ayrıntılandırdı.
02
betimlemek
to draw or trace lines on a surface
Örnekler
Maps often delineate country borders with bold lines to clarify territorial divisions.
Haritalar, bölgesel bölünmeleri netleştirmek için genellikle ülke sınırlarını kalın çizgilerle çizer.
03
çizmek, sınırlarını belirlemek
trace the shape of
04
sınırlamak, tanımlamak
determine the essential quality of
05
taslak çizmek, şeklini göstermek
show the form or outline of
delineate
01
sınırları çizilmiş, kesin olarak temsil edilmiş
represented accurately or precisely
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
geçmiş ortaç sıfatı
niteliksel
üstünlük derecesi
most delineate
karşılaştırma derecesi
more delineate
derecelendirilebilir
Leksikal Ağaç
delineated
delineative
delineate



























