Ara
to cripple
01
felce uğratmak
to inflict severe damage to someone's body so that they are unable to walk or move properly
Transitive: to cripple sb
Örnekler
An untreated injury could escalate and cripple the person's range of motion.
Tedavi edilmeyen bir yaralanma, kişinin hareket aralığını sakat bırakabilir ve kötüleşebilir.
02
sakatlamak, felç etmek
to cause serious damage that prevents someone or something from working or functioning properly
Transitive: to cripple a system or operation
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
türemiş
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
cripple
3. tekil kişi
cripples
şimdiki zaman ortacı
crippling
basit geçmiş zaman
crippled
geçmiş zaman ortacı
crippled
Örnekler
The constant delays crippled the project's progress, pushing back its completion.
Sürekli gecikmeler, projenin ilerlemesini felç etti ve tamamlanmasını geciktirdi.
Cripple
01
sakat, engelli
someone who is unable to walk normally because of an injury or disability to the legs or back
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
insan
biçimbilimsel yapı
basit
sayılabilir
çoğul biçim
cripples
Leksikal Ağaç
crippled
crippling
cripple



























