Ara
Relic
Örnekler
Though the perfume bottle is now empty, it remains a precious relic of my mother's presence.
Parfüm şişesi şimdi boş olsa da, annemin varlığının değerli bir kalıntısı olarak kalıyor.
02
hatıra
something that is no longer useful or valuable in the modern society
Örnekler
The antique typewriter on display at the museum served as a relic of the early days of writing technology, now overshadowed by digital advancements.
Müzede sergilenen antika daktilo, yazı teknolojisinin ilk günlerinin bir kalıntısı olarak hizmet etti, şimdi dijital gelişmeler tarafından gölgede bırakıldı.
03
kalıntı, fosil
a person with old-fashioned ideas or habits that can no longer relate to or keep up with modern times
Örnekler
The retired politician, once a prominent figure in national politics, had become a relic of a bygone era, with his ideas and policies no longer resonating with modern voters.
Emekli politikacı, bir zamanlar ulusal siyasette öne çıkan bir figürken, fikirleri ve politikaları artık modern seçmenlerle rezonans yapmayan, geçmiş bir dönemin kalıntısı haline gelmişti.



























