Ara
pretty
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
niteliksel
üstünlük derecesi
prettiest
karşılaştırma derecesi
prettier
derecelendirilebilir
Örnekler
She looked pretty in her simple, elegant outfit.
Sade, şık kıyafetiyle güzel görünüyordu.
02
güzel, hoş
unfortunate, troublesome, or undesirable in situation or condition, used ironically
Örnekler
You've gotten yourself into a pretty mess this time.
Bu sefer kendini güzel bir belaya soktun.
03
güzel, hoş
considerably large or significant in size, degree, or amount
Örnekler
That was a pretty penny to spend on a handbag.
Bir el çantasına harcamak için oldukça büyük bir miktardı.
04
becerikli, ustaca
clever, skilled, or artfully executed
eski kullanım
Örnekler
That was a pretty move she used to win the match.
Maçı kazanmak için kullandığı güzel bir hareketti.
pretty
gayriresmî
dil bilgisi bilgileri
karşılaştırılamaz
derece zarfı
Örnekler
The movie was pretty good, though the ending felt rushed.
Film oldukça iyiydi, ancak sonu aceleye gelmiş gibi hissettirdi.
eski kullanım
Örnekler
She danced pretty, drawing everyone's admiration.
Oldukça güzel dans etti, herkesin hayranlığını çekti.
Pretty
01
süs, aksesuar
a pleasing trinket or accessory often bought for show or delight, rather than function
gayriresmî
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
cansız
biçimbilimsel yapı
bileşik
sayılabilir
çoğul biçim
pretties
Örnekler
She arranged her collection of pretties on the vanity table.
Makyaj masasında güzel süs eşyaları koleksiyonunu düzenledi.
to pretty
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
türemiş
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
pretty
3. tekil kişi
pretties
şimdiki zaman ortacı
prettying
basit geçmiş zaman
prettied
geçmiş zaman ortacı
prettied
Örnekler
She pretties the garden every spring with colorful flowerbeds and hanging baskets.
O, her bahar rengarenk çiçek tarhları ve asılı sepetlerle bahçeyi güzelleştirir.
Leksikal Ağaç
prettily
prettiness
unpretty
pretty
prett



























