arrebatar
01
kapmak, çekip almak
quitar algo a alguien de las manos con fuerza y rapidez
Örnekler
No pude reaccionar cuando me arrebataron el teléfono.
Telefonumu kapınca tepki veremedim.
02
büyülemek, kendinden geçirmek
causar a alguien una emoción o admiración muy intensa
Örnekler
El discurso del poeta arrebató los corazones de los jóvenes.
Şairin konuşması gençlerin kalplerini kapıp götürdü.
03
öfkeden kudurmak, çılgına dönmek
perder el control por un ataque de ira o enojo muy fuerte
Örnekler
Cuando se arrebata, no piensa en lo que dice.
Öfkeyle kendinden geçtiğinde, söylediklerini düşünmez.



























