Ara
Fare
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
soyut
biçimbilimsel yapı
basit
sayılabilir
çoğul biçim
fares
Örnekler
The fare from the city to the beach was quite reasonable.
Şehirden sahile olan ücret oldukça makuldu.
02
gıda
a selection or variety of food or drink, often of a particular type or from a certain region
Örnekler
The cruise offered an elegant selection of seafood fare.
Gemi, deniz ürünlerinden oluşan zarif bir yemek seçkisi sunuyordu.
03
program, gündem
an agenda of things to do
04
ücretli yolcu, taksi müşterisi
a paying (taxi) passenger
to fare
01
başarmak, idare etmek
to perform or manage oneself in a particular way, especially in response to a situation or condition
Intransitive: to fare in a specific manner
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
durum fiili
düzenli
şimdiki zaman
fare
3. tekil kişi
fares
şimdiki zaman ortacı
faring
basit geçmiş zaman
fared
geçmiş zaman ortacı
fared
Örnekler
The athlete fared exceptionally well in the marathon, breaking the previous record.
Atlet, maratonda önceki rekoru kırarak olağanüstü bir şekilde başarı gösterdi.
02
yemek, tüketmek
to eat or consume food
Intransitive: to fare | to fare on food
Örnekler
She fared lightly on fruits and salads, following a health-conscious diet.
O, sağlık bilincine sahip bir diyet izleyerek meyve ve salataları hafifçe tüketti.



























