Ara
to tattle
01
ispiyonlamak, gammazlamak
to reveal someone's wrongdoing or misbehavior to others
Intransitive: to tattle | to tattle on sb
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
tattle
3. tekil kişi
tattles
şimdiki zaman ortacı
tattling
basit geçmiş zaman
tattled
geçmiş zaman ortacı
tattled
Örnekler
She did n’t want to tattle on her siblings, but she felt she had no choice when they broke the vase.
Kardeşlerini ispiyonlamak istemiyordu, ama vazoyu kırdıklarında başka seçeneği olmadığını hissetti.
02
gammazlamak, ispiyonlamak
to share trivial information about someone or something
Intransitive: to tattle | to tattle about sth
Örnekler
The neighbors tattled about the Johnsons' late-night parties.
Komşular, Johnson'ların gece partileri hakkında dedikodu yaptı.
Tattle
01
dedikodu, gevezelik
idle or trivial talk, often gossip or chatter that conveys little importance
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
soyut
biçimbilimsel yapı
basit
sayılamaz
Örnekler
He ignored the tattle of office gossip.
Ofis dedikodularının gevezeliklerini görmezden geldi.
Leksikal Ağaç
tattler
tattling
tattle



























