to surfeit
Pronunciation
/ˈsɝfət/

"surfeit"kelimesinin İngilizce tanımı ve anlamı

to surfeit
01

aşırı doyurmak, tıka basa doldurmak

to provide in excessive amounts, often leading to discomfort or disgust
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
türemiş
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
surfeit
3. tekil kişi
surfeits
şimdiki zaman ortacı
surfeiting
basit geçmiş zaman
surfeited
geçmiş zaman ortacı
surfeited
Örnekler
The constant noise surfeited the residents.
Sürekli gürültü, sakinleri bıktırdı.
02

tıka basa yemek, aşırı yemek

to indulge excessively in eating or drinking
Örnekler
They surfeited on wine at the celebratory banquet.
Kutlama ziyafetinde şaraptan aşırı tükettiler.
Surfeit
01

aşırılık, tıka basa yeme

excessive indulgence in food or drink
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
soyut
biçimbilimsel yapı
bileşik
sayılabilir
çoğul biçim
surfeits
Örnekler
Gluttony often leads to a surfeit and discomfort.
Oburluk genellikle bir aşırılık ve rahatsızlığa yol açar.
02

fazlalık, aşırılık

an excessive quantity of something, often causing a drop in value or usefulness
Örnekler
The industry suffered from a surfeit of cheap goods flooding the market.
Sektör, piyasayı saran ucuz malların fazlalığından zarar gördü.
03

aşırılık, fazlalık

an overabundance of anything
Örnekler
The feast left everyone in a surfeit of food.
Ziyafet herkesi yiyecek fazlalığı içinde bıraktı.
LanGeek
Uygulamayı İndir
langeek application

Download Mobile App

App Store