Ara
to surfeit
01
aşırı doyurmak, tıka basa doldurmak
to provide in excessive amounts, often leading to discomfort or disgust
Örnekler
The constant noise surfeited the residents.
Sürekli gürültü, sakinleri bıktırdı.
02
tıka basa yemek, aşırı yemek
to indulge excessively in eating or drinking
Örnekler
They surfeited on wine at the celebratory banquet.
Kutlama ziyafetinde şaraptan aşırı tükettiler.
Surfeit
01
aşırılık, tıka basa yeme
excessive indulgence in food or drink
Örnekler
Gluttony often leads to a surfeit and discomfort.
Oburluk genellikle bir aşırılık ve rahatsızlığa yol açar.
02
fazlalık, aşırılık
an excessive quantity of something, often causing a drop in value or usefulness
Örnekler
The industry suffered from a surfeit of cheap goods flooding the market.
Sektör, piyasayı saran ucuz malların fazlalığından zarar gördü.
03
aşırılık, fazlalık
an overabundance of anything
Örnekler
The feast left everyone in a surfeit of food.
Ziyafet herkesi yiyecek fazlalığı içinde bıraktı.



























