Ara
to stick with
[phrase form: stick]
01
devam etmek
to persist in doing a plan, idea, or course of action over time
Transitive: to stick with a plan or idea
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
öbeksi
eylem fiili
düzenli
ayrılamaz
edat
with
temel fiil
stick
şimdiki zaman
stick with
3. tekil kişi
sticks with
şimdiki zaman ortacı
sticking with
basit geçmiş zaman
stuck with
geçmiş zaman ortacı
stuck with
Örnekler
I 'm sticking with my workout classes - they're really helping me stay motivated.
Egzersiz derslerime bağlı kalıyorum - gerçekten motive olmama yardımcı oluyorlar.
02
akılda kalmak, zihne kazınmak
to persistently remain in one's thoughts or memory over time
Transitive: to stick with sb
Örnekler
No matter how old I get, childhood memories still stick with me.
Ne kadar yaşlanırsam yaşlanayım, çocukluk anıları hâlâ aklımda kalıyor.
03
sadık kalmak, yanında olmak
to stay committed to someone
Transitive: to stick with sb
Örnekler
Only a few employees chose to stick with the CEO during the crisis.
Sadece birkaç çalışan kriz sırasında CEO ile kalmayı tercih etti.
04
yanında kalmak, yapışmak
to remain close to someone and accompany them wherever they go, often for assistance or protection
Transitive: to stick with sb
Örnekler
She stuck with her sister during the crowded event.
Kalabalık etkinlik sırasında kız kardeşine yakın durdu.



























