Ara
to postulate
01
öne sürmek
to suggest or assume the existence or truth of something as a basis for reasoning, discussion, or belief
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
postulate
3. tekil kişi
postulates
şimdiki zaman ortacı
postulating
basit geçmiş zaman
postulated
geçmiş zaman ortacı
postulated
Örnekler
Historians may postulate the motives behind historical figures' actions based on available evidence.
Tarihçiler, mevcut kanıtlara dayanarak tarihi figürlerin eylemlerinin ardındaki nedenleri varsayabilir.
02
aday göstermek, önermek
to formally nominate or propose someone for an ecclesiastical office, subject to approval by a higher authority
Örnekler
She was postulated to the position of canon after years of dedicated service.
Yıllarca adanmış hizmetin ardından, kanonik pozisyona önerildi.
03
talep etmek, iddia etmek
to demand or claim as a fundamental or basic principle
Örnekler
The civil rights leader postulated the necessity of legislative reforms to combat systemic discrimination.
İnsan hakları lideri, sistematik ayrımcılıkla mücadele etmek için yasal reformların gerekliliğini ileri sürdü.
Postulate
01
postulat, aksiyom
a proposition assumed to be true as a basis for reasoning or argument, especially in logic or mathematics
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
soyut
biçimbilimsel yapı
bileşik
sayılabilir
çoğul biçim
postulates
Örnekler
The philosopher introduced a postulate to support her argument about morality.
Filozof, ahlak hakkındaki argümanını desteklemek için bir postulat sundu.
Leksikal Ağaç
postulation
postulator
postulate
postul



























