jaundice
jaun
ˈʤɔ:n
jawn
dice
dɪs
dis

"jaundice"kelimesinin İngilizce tanımı ve anlamı

Jaundice
01

düşmanlık

a prejudice, bitter, and hostile attitude or state 
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
soyut
biçimbilimsel yapı
bileşik
sayılamaz
Örnekler
She spoke about the issue with a jaundice that suggested deep-seated anger. 

Sorun hakkında, derinlere kök salmış bir öfkeyi ima eden bir kin ile konuştu.

02

sarılık hastalığı

a medical condition in which one's skin or the whites in one's eyes turn yellow, caused by a liver disease or blockage of the bile duct 
Örnekler
The doctor diagnosed the newborn with jaundice and recommended light therapy. 

Doktor yenidoğanı sarılık ile teşhis etti ve ışık tedavisi önerdi.

to jaundice
01

sarılığa yakalanmak

to affect or be affected by the medical condition known as jaundice, characterized by a yellowing of the skin or eyes 
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
türemiş
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
jaundice
3. tekil kişi
jaundices
şimdiki zaman ortacı
jaundicing
basit geçmiş zaman
jaundiced
geçmiş zaman ortacı
jaundiced
Örnekler
After the newborn was diagnosed with high bilirubin levels, the doctors were concerned he might jaundice. 

Yenidoğana yüksek bilirubin seviyeleri teşhisi konulduktan sonra, doktorlar onun sarılık olabileceğinden endişe ettiler.

02

kıskançlık duymak

to give a negative view or twist to something 
Örnekler
His past experiences jaundiced his views on relationships, making him overly cautious. 

Geçmiş deneyimleri, ilişkilere dair görüşlerini kararttı, onu aşırı temkinli hale getirdi.

LanGeek
Uygulamayı İndir
langeek application

Download Mobile App

App Store