to fry
fry
fraɪ
frai
byeTwibaetri

"fry"kelimesinin İngilizce tanımı ve anlamı

to fry
01

kızartmak

to cook in hot oil or fat 
Transitive: to fry food ingredients
to fry definition and meaning
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
fry
3. tekil kişi
fries
şimdiki zaman ortacı
frying
basit geçmiş zaman
fried
geçmiş zaman ortacı
fried
Örnekler
He decided to fry the shrimp for the pasta dish. 

Makarna yemeği için karidesleri kızartmaya karar verdi.

02

kızarmak

(of food) to be cooked in hot oil or fat 
Intransitive
to fry definition and meaning
Örnekler
Once the oil is hot enough, the fries will begin to fry. 

Yağ yeterince sıcak olduğunda, patates kızartmaları kızarmaya başlayacaktır.

03

kızartmak, kavurmak

to become excessively hot, often causing discomfort or injury 
Intransitive
Örnekler
She was so exposed to the sun that she felt like she was frying under its intense heat. 

Güneşe o kadar maruz kalmıştı ki yoğun sıcağın altında kızardığını hissetti.

04

elektrikle idam etmek, kızartmak

to carry out an execution by electrocution 
Transitive: to fry a convict
Örnekler
Some states still use electrocution to fry criminals, though it is becoming less common. 

Bazı eyaletler suçluları kızartmak için hâlâ elektrikli sandalye kullanıyor, ancak bu giderek daha az yaygınlaşıyor.

01

çocuk, yavru

a young person, typically a child or teenager, of any gender 
fry definition and meaning
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
insan
biçimbilimsel yapı
basit
sayılabilir
çoğul biçim
fries
Örnekler
The park was filled with fry playing games and laughing together. 

Park, oyun oynayan ve birlikte gülen gençlerle doluydu.

02

yavru balık, larva

a very young fish, especially one that has recently hatched 
Örnekler
The pond was full of tiny trout fry in early spring. 

İlkbahar başlarında gölet, minik alabalık yavrularıyla doluydu.

LanGeek
Uygulamayı İndir
langeek application

Download Mobile App

App Store