Ara
Finesse
01
incelik, kurnazlık, ustalık
the act of dealing with a situation in a subtle and skillful way
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
soyut
biçimbilimsel yapı
bileşik
sayılamaz
Örnekler
The chef ’s finesse in blending flavors created a truly unique dish.
Şefin lezzetleri harmanlamadaki ustalığı gerçekten eşsiz bir yemek yarattı.
02
fines (briç)
a technique of attempting to win a trick with a lower card than an opponent's higher card in a particular suit
Örnekler
The finesse allowed them to score extra points in the hand.
Finesse onlara elde ekstra puan kazanmalarını sağladı.
to finesse
01
ustalıkla yönetmek, beceriyle idare etmek
to handle a situation or person in a skillful, clever, and sometimes deceptive way
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
türemiş
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
finesse
3. tekil kişi
finesses
şimdiki zaman ortacı
finessing
basit geçmiş zaman
finessed
geçmiş zaman ortacı
finessed
Örnekler
The salesman finessed the customer into buying a more expensive product than planned.
Satıcı, müşteriyi planlanandan daha pahalı bir ürün satın almaya ustalıkla yönlendirdi.



























