Ara
alive
01
canlı
continuing to exist, breathe, and function
Örnekler
He hugged his family tightly, relieved to see them alive and well after the natural disaster.
Doğal afetten sonra ailesini sağ ve sapasağlam görmenin rahatlığıyla onlara sıkıca sarıldı.
02
uyanık, çevik
being mentally alert and quick to react
Örnekler
His mind is always alive during intense debates.
Yoğun tartışmalar sırasında zihni her zaman canlıdır.
03
canlı, hareketli
filled with energy, excitement, and vitality
Örnekler
The forest was alive with the sounds of chirping birds and rustling leaves.
Orman, cıvıldayan kuşların ve hışırdayan yaprakların sesleriyle canlıydı.
04
canlı, hayat dolu
having life or vigor or spirit
05
aktif, faaliyette
capable of erupting or experiencing volcanic activity
Örnekler
Alive volcanic activity poses a threat to the surrounding communities.
Canlı volkanik aktivite, çevredeki topluluklar için bir tehdit oluşturur.
06
faaliyette, çalışır durumda
currently functioning or operating
Örnekler
The project is still alive, with teams working hard to meet deadlines.
Proje hala hayatta, ekipler son teslim tarihlerini karşılamak için sıkı çalışıyor.
07
farkında, duyarlı
aware of or sensitive to something
Örnekler
The author is alive to the complexities of human relationships.
Yazar, insan ilişkilerinin karmaşıklıklarına canlıdır.
08
canlı, aktif
*** continuing in existence or use
Örnekler
* keeping hope alive
* umudu canlı** tutmak
Leksikal Ağaç
aliveness
alive



























