aged
aged
eɪʤd
eijd
edged

"aged"kelimesinin İngilizce tanımı ve anlamı

aged
01

yaşlı, ihtiyar

old and mature of age 
aged definition and meaning
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
geçmiş ortaç sıfatı
niteliksel
üstünlük derecesi
most aged
karşılaştırma derecesi
more aged
derecelendirilebilir
Örnekler
The aged gentleman shared stories of his youth with the neighborhood children. 

Yaşlı beyefendi, mahallenin çocuklarına gençliğinden hikayeler anlattı.

1.1

eski, yaşlı

having existed for a long time 
Örnekler
The museum displayed aged pottery from ancient civilizations. 

Müze, eski uygarlıklardan kalma yaşlı çömlekler sergiledi.

02

yaşlanmış, olgunlaşmış

having reached the desired or final condition in the process of maturing, particularly for wines, fruits, and cheeses 
aged definition and meaning
Örnekler
The aged cheese has a rich, complex flavor. 

Yaşlanmış peynir zengin, karmaşık bir tada sahiptir.

03

eskimiş, yıpranmış

significantly worn down or weathered by natural elements 
Örnekler
The aged rocks along the shoreline have been shaped by centuries of waves. 

Kıyı boyunca uzanan aşınmış kayalar, yüzyıllar boyunca dalgalar tarafından şekillendirilmiştir.

04

yaşlandırılmış, dinlendirilmiş

processed for a period to enhance preservation and flavor, particularly referring to tobacco 
Örnekler
The aged tobacco produced a smoother and richer smoke. 

Yıllandırılmış tütün daha pürüzsüz ve zengin bir duman üretti.

Aged
01

yaşlılar, ihtiyarlar

a collective group of people who are advanced in years 
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
insan
biçimbilimsel yapı
bileşik
sayılamaz
çoğul biçim
aged
Örnekler
The aged in the village receive special care during the winter months. 

Köydeki yaşlılar, kış aylarında özel bakım alırlar.

LanGeek
Uygulamayı İndir
langeek application

Download Mobile App

App Store