Ara
to tickle
01
gıdıklamak
to lightly touch or stroke a sensitive part of the body, causing a tingling or laughing sensation
Transitive: to tickle sb/sth
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
tickle
3. tekil kişi
tickles
şimdiki zaman ortacı
tickling
basit geçmiş zaman
tickled
geçmiş zaman ortacı
tickled
Örnekler
The feather's soft touch was enough to tickle her, making her burst into laughter.
Tüyün yumuşak dokunuşu onu gıdıklamak için yeterliydi, bu da onu kahkahalara boğdu.
02
gıdıklamak, gıcıklamak
to touch or move lightly with a gentle, often repetitive motion
Transitive: to tickle sth
Örnekler
The brush of his fingertips tickled her skin as he traced patterns on her arm.
Parmak uçlarının gıdıklaması, kolunda desenler çizerken tenini gıdıkladı.
03
gıdıklamak, hoş bir şekilde uyarmak
to stimulate or excite in a positive and enjoyable manner
Transitive: to tickle someone's mind or senses
Örnekler
The music from the jazz band tickled my senses, making me want to dance.
Caz grubunun müziği duyularımı gıdıkladı, beni dans etmek istetti.
Tickle
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
soyut
biçimbilimsel yapı
bileşik
sayılamaz
02
gıdıklanma, karıncalanma
a cutaneous sensation often resulting from light stroking
Leksikal Ağaç
tickler
tickling
tickling
tickle



























