Ara
to sparkle
01
parıldamak, pırıldamak
to shine with small, bright flashes of light
Intransitive
Örnekler
The campfire sparkled as the logs crackled and burned.
Kamp ateşi, kütükler çatırdayıp yanarken parıldıyordu.
02
parlamak, ışıldamak
be lively and charming in conversation and demeanor
Intransitive
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
sparkle
3. tekil kişi
sparkles
şimdiki zaman ortacı
sparkling
basit geçmiş zaman
sparkled
geçmiş zaman ortacı
sparkled
Örnekler
She sparkled at the dinner party, effortlessly engaging everyone with her quick wit and infectious laughter.
O, akşam yemeği partisinde parladı, hızlı zekası ve bulaşıcı kahkahasıyla herkesi zahmetsizce etkiledi.
03
köpürmek, fokurdamak
(of liquids) to produce small bubbles or effervescence
Intransitive
Örnekler
The champagne began to sparkle as it was poured into the flutes, its bubbles dancing in the light.
Şampanya flütlere dökülürken köpürmeye başladı, kabarcıkları ışıkta dans ediyordu.
Sparkle
01
parıltı, ışıltı
merriment expressed by a brightness or gleam or animation of countenance
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
soyut
biçimbilimsel yapı
bileşik
sayılamaz
02
parıltı, ışıltı
the quality of shining with a bright reflected light
03
kıvılcım, parıltı
the occurrence of a small flash or spark
Leksikal Ağaç
sparkler
sparkling
sparkle



























