Ara
to sparkle
01
parıldamak, pırıldamak
to shine with small, bright flashes of light
Intransitive
Örnekler
Freshly fallen snow sparkled in the moonlight.
Yeni düşmüş kar, ay ışığında parıldıyordu.
02
parlamak, ışıldamak
be lively and charming in conversation and demeanor
Intransitive
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
sparkle
3. tekil kişi
sparkles
şimdiki zaman ortacı
sparkling
basit geçmiş zaman
sparkled
geçmiş zaman ortacı
sparkled
Örnekler
She sparkled at the family gathering, regaling everyone with amusing stories and playful banter.
Aile toplantısında parladı, herkesi eğlenceli hikayeler ve şakacı sohbetlerle eğlendirdi.
03
köpürmek, fokurdamak
(of liquids) to produce small bubbles or effervescence
Intransitive
Örnekler
After adding the carbonation tablets, the water started to sparkle.
Karbonat tabletleri eklendikten sonra, su köpürmeye başladı.
Sparkle
01
parıltı, ışıltı
merriment expressed by a brightness or gleam or animation of countenance
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
soyut
biçimbilimsel yapı
bileşik
sayılamaz
02
parıltı, ışıltı
the quality of shining with a bright reflected light
03
kıvılcım, parıltı
the occurrence of a small flash or spark
Leksikal Ağaç
sparkler
sparkling
sparkle



























