Ara
mediate
01
ara, orta
occupying a middle position or stage, serving as a link or transition between two extremes
Örnekler
The mediate position in the debate allowed her to balance opposing viewpoints.
Tartışmadaki arabulucu pozisyonu, karşıt görüşleri dengelemesine izin verdi.
02
aracı, arabulucu
acting through or dependent on an intervening agency
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
bileşik
ilişkisel
derecelendirilemez
to mediate
01
aracılık etmek
to help end a dispute between people by trying to find something on which everyone agrees
Transitive: to mediate sth
Intransitive: to mediate between two people
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
mediate
3. tekil kişi
mediates
şimdiki zaman ortacı
mediating
basit geçmiş zaman
mediated
geçmiş zaman ortacı
mediated
Örnekler
The couple decided to enlist the services of a marriage counselor to mediate their disagreements.
Çift, anlaşmazlıklarını arabuluculuk yapması için bir evlilik danışmanının hizmetlerini almaya karar verdi.
02
arabuluculuk yapmak, aracılık etmek
to stand in a middle position or act as a connection between two different points or stages
Intransitive: to mediate between two things
Örnekler
In many electronic devices, a converter is used to mediate between different power sources.
Birçok elektronik cihazda, farklı güç kaynakları arasında arabuluculuk yapmak için bir dönüştürücü kullanılır.
Leksikal Ağaç
immediate
mediateness
mediate
medi



























