Ara
to fascinate
01
büyülemek, hayran bırakmak
to capture someone's interest or curiosity
Transitive: to fascinate sb
Örnekler
The exotic animals at the zoo fascinate the children, sparking their curiosity.
Hayvanat bahçesindeki egzotik hayvanlar çocukları büyüler, meraklarını uyandırır.
02
büyülemek, hayran bırakmak
to make someone stand still or become motionless, often due to an irresistible or captivating influence
Transitive: to fascinate sb/sth
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
fascinate
3. tekil kişi
fascinates
şimdiki zaman ortacı
fascinating
basit geçmiş zaman
fascinated
geçmiş zaman ortacı
fascinated
Örnekler
The hypnotist's words fascinated the audience, leaving them frozen in place.
Hipnotizörün sözleri izleyicileri büyüledi, onları oldukları yerde donmuş halde bıraktı.
03
büyülemek, hayran bırakmak
to draw someone in with an irresistible charm or allure
Transitive: to fascinate sb
Örnekler
Her smile fascinated everyone in the room, drawing their attention instantly.
Gülümsemesi odadaki herkesi büyüledi, anında dikkatlerini çekti.
Leksikal Ağaç
fascinated
fascinating
fascination
fascinate



























