Ara
to walk into
[phrase form: walk]
01
bilmeden bir şeyin içine girmek
to become involved in something unpleasant because of carelessness or ignorance
Transitive: to walk into an undesirable situation
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
öbeksi
eylem fiili
düzenli
ayrılamaz
edat
into
temel fiil
walk
şimdiki zaman
walk into
3. tekil kişi
walks into
şimdiki zaman ortacı
walking into
basit geçmiş zaman
walked into
geçmiş zaman ortacı
walked into
Örnekler
The tourist walked into a scam by not being cautious in unfamiliar surroundings.
Turist, tanımadığı çevrede dikkatli olmadığı için bir dolandırıcılığa düştü.
02
çarpmak, düşmek
to accidentally crash into an object
Transitive: to walk into sb/sth
Örnekler
They walked into each other while distracted on their phones.
Telefonlarıyla meşgulken birbirlerine çarptılar.
03
kolayca iş sahibi olmak
to easily get a job or position, particularly undeservedly
Transitive: to walk into a position
Örnekler
The influential referral allowed her to walk into the coveted position without competition.
Etkili referans, rekabet olmadan arzulanan pozisyona kolayca girmesini sağladı.



























