Ara
sublime
01
ulu, harikulâde
having exceptional beauty or excellence
Approving
Formal
Örnekler
Watching the ballet performance, with its graceful movements and captivating music, was an experience of sublime artistry.
Bale performansını izlemek, zarif hareketleri ve büyüleyici müziği ile yüce bir sanat deneyimiydi.
02
harikulâde
deserving reverence, deep admiration, or veneration
Approving
Formal
Örnekler
Her sublime patience earned everyone's respect.
Onun yüce sabrı herkesin saygısını kazandı.
03
yüce
of the highest or most extreme degree
Formal
Örnekler
The composer 's final symphony reached sublime perfection.
Bestecinin son senfonisi yüce bir mükemmelliğe ulaştı.
04
heybetli
raised, elevated, or positioned high above the ordinary or ground level
Örnekler
The shrine was built on a sublime hill as a mark of reverence.
Tapınak, saygı işareti olarak yüce bir tepe üzerine inşa edildi.
05
yüce, ulu
of high moral, spiritual, or intellectual worth
Örnekler
They admired the monk 's sublime detachment from material life.
Keşişin maddi yaşamdan yüce kopuşuna hayran kaldılar.
to sublime
01
süblimleşmek, süblimleştirmek
to change directly from a solid to a vapor and then condense back into solid form without passing through a liquid state
Örnekler
The experiment showed how iodine can sublime and re-crystallize.
Deney, iyodun nasıl süblimleşebileceğini ve yeniden kristalleşebileceğini gösterdi.
02
süblimleştirmek, süblimleştirmek
to cause a solid to turn directly into vapor without melting
Transitive
Örnekler
The technician used controlled temperature to sublime impurities from the crystal.
Teknisyen, kristaldeki safsızlıkları süblimleştirmek için kontrollü sıcaklık kullandı.
Leksikal Ağaç
sublimate
sublimely
sublime



























