Ara
to spout
01
uzun uzun konuşmak, nutuk çekmek
to speak or express opinions in a lengthy, fervent, or pompous manner
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
basit
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
spout
3. tekil kişi
spouts
şimdiki zaman ortacı
spouting
basit geçmiş zaman
spouted
geçmiş zaman ortacı
spouted
Örnekler
The enthusiastic teacher spouted knowledge about the wonders of the universe, captivating the students' attention.
Hevesli öğretmen, evrenin harikaları hakkında bilgi saçarak öğrencilerin dikkatini çekti.
02
fışkırmak, püskürmek
to burst out forcefully and suddenly, often in a narrow stream or jet
Örnekler
Blood spouted from the wound before medics arrived.
Kan, sağlık görevlileri gelmeden önce yaradan fışkırıyordu.
Spout
01
ağız, lüle
a tube or narrow outlet through which liquids or loose materials like grain are discharged
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
cansız
biçimbilimsel yapı
basit
sayılabilir
çoğul biçim
spouts
Örnekler
The watering can has a long spout for reaching deep pots.
Sulama kabının, derin saksılara ulaşmak için uzun bir emziki vardır.



























