to have on
have
hæv
hāv
on
ɒn
on

"have on"kelimesinin İngilizce tanımı ve anlamı

to have on
01

giyinmek

to be wearing an item of clothing or accessory 
Transitive: to have on clothing or accessory
to have on definition and meaning
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
öbeksi
durum fiili
düzenli
ayrılabilir
edat
on
temel fiil
have
şimdiki zaman
have on
3. tekil kişi
has on
şimdiki zaman ortacı
having on
basit geçmiş zaman
had on
geçmiş zaman ortacı
had on
Örnekler
She had her new dress on for the party. 

O, parti için yeni elbisesini giymişti.

02

kandırmak, dalavere yapmak

to play a trick on someone by attempting to make them believe something that is not true, often as a joke or prank 
Transitive: to have on sb
Örnekler
She had me on for a moment with that unbelievable fisherman's story. 

O inanılmaz balıkçı hikayesiyle beni bir anlığına kandırdı.

03

planlamak, ayarlamak

to have scheduled or arranged to do something 
Transitive: to have on an event or activity
Örnekler
We have a meeting on at 3 PM, so we can't go to lunch now. 

Saat 3'te toplantımız var, bu yüzden şimdi öğle yemeğine gidemeyiz.

04

açık tutmak, çalışır durumda tutmak

to keep a device or machine operational 
Transitive: to have on a device or machine
Örnekler
Don't forget to have the security cameras on during the night. 

Geceleri güvenlik kameralarını açık tutmayı unutma.

05

birinin üzerinde bir şey bilmek, birinin hakkında olumsuz bir şey bilmek

to know something negative or incriminating about someone 
Ditransitive: to have on negative or incriminating information sb
Örnekler
He has something on his coworker that could jeopardize their reputation. 

İş arkadaşı hakkında itibarını tehlikeye atabilecek bir şey biliyor.

LanGeek
Uygulamayı İndir
langeek application

Download Mobile App

App Store