Ara
to have on
[phrase form: have]
01
giyinmek
to be wearing an item of clothing or accessory
Transitive: to have on clothing or accessory
Örnekler
I noticed she had her earrings on, adding a touch of elegance.
Küpelerini takmış olduğunu fark ettim, bu da bir zarafet dokunuşu ekliyordu.
02
kandırmak, dalavere yapmak
to play a trick on someone by attempting to make them believe something that is not true, often as a joke or prank
Transitive: to have on sb
Örnekler
I ca n't believe you had me on with that outrageous claim.
Beni bu çılgın iddiayla kandırdığına inanamıyorum.
03
planlamak, ayarlamak
to have scheduled or arranged to do something
Transitive: to have on an event or activity
Örnekler
Sorry, I ca n't attend the event on Saturday — I've got a family gathering on.
Üzgünüm, cumartesi günkü etkinliğe katılamam—aile toplantım var.
04
açık tutmak, çalışır durumda tutmak
to keep a device or machine operational
Transitive: to have on a device or machine
Örnekler
We usually have the air conditioner on in the summer to stay cool.
Yazın serin kalmak için genellikle klimayı açık tutarız.
05
birinin üzerinde bir şey bilmek, birinin hakkında olumsuz bir şey bilmek
to know something negative or incriminating about someone
Ditransitive: to have on negative or incriminating information sb
Örnekler
The detective had information on the suspect's criminal record.
Dedektif, şüphelinin sabıka kaydı hakkında bilgi sahibiydi.



























