Ara
Juice
dil bilgisi bilgileri
canlılık durumu
cansız
biçimbilimsel yapı
basit
sayılamaz
Örnekler
They mixed the juices of different fruits to create a delicious and colorful blend.
Farklı meyvelerin sularını karıştırarak lezzetli ve renkli bir karışım oluşturdular.
1.1
meyve suyu, özsu
the liquid or moisture found inside something
Örnekler
The juice from the tree sap was thick and sticky.
Ağaç özsuyundan çıkan su koyu ve yapışkandı.
02
meyve suyu, özsu
any of several liquids of the body
03
meyve suyu, elektrik akımı
electric current
04
enerji, canlılık
energetic vitality
05
nüfuz, etki
influence, power, or respect
slang
Örnekler
That player has serious juice on the team.
O oyuncunun takımda ciddi bir ağırlığı var.
06
alkol, içki
an alcoholic drink, sometimes referring specifically to hard liquor
slang
Örnekler
He brought a bottle of juice to the barbecue.
O, barbeküye bir şişe meyve suyu getirdi.
to juice
01
suyunu sıkmak
to extract liquid from fruits, vegetables, or other sources, typically by pressing or squeezing
dil bilgisi bilgileri
biçimbilimsel yapı
türemiş
eylem fiili
düzenli
şimdiki zaman
juice
3. tekil kişi
juices
şimdiki zaman ortacı
juicing
basit geçmiş zaman
juiced
geçmiş zaman ortacı
juiced
Örnekler
We juiced the cucumbers and mint leaves to create a cool and refreshing detox drink.
Serinletici ve ferahlatıcı bir detoks içeceği oluşturmak için salatalık ve nane yapraklarını sıktık.



























