Ara
to allow for
[phrase form: allow]
01
izin vermek, hoş görmek
to accept a particular action or behavior
Örnekler
The project manager encourages open communication and allows for team members to express their opinions freely during meetings.
Proje yöneticisi, açık iletişimi teşvik eder ve toplantılar sırasında ekip üyelerinin görüşlerini özgürce ifade etmelerine izin verir.
02
göz önünde bulundurmak, hesaba katmak
to consider a particular factor when planning or making arrangements
Örnekler
She always allows for contingencies in her travel plans, such as missed flights or delays.
O, seyahat planlarında kaçırılan uçuşlar veya gecikmeler gibi beklenmedik durumları her zaman göz önünde bulundurur.
03
izin vermek, müsaade etmek
to provide enough space or time for a particular purpose or activity
Örnekler
The website layout should allow for white space to enhance readability and provide a clean, user-friendly interface for visitors.
Web sitesi düzeni, okunabilirliği artırmak ve ziyaretçiler için temiz, kullanıcı dostu bir arayüz sağlamak için beyaz boşluk sağlamalıdır.



























